Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Parti Yönetim Kurulu (PYK) ve Politika İzleme Kurulu (PİK) Başkanlıkları açılış konuşmasında gündeme dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Bahçeli’nin ‘Siyasi Etik Yasası’ çıkışıyla siyasi bir etik problemi olduğunu tespit ettiğini belirten Davutoğlu, Cumhur İttifakı’nın Bahçeli’nin bu çıkışıyla birlikte artık bir sınavda olduğunu söyledi.

Davutoğlu, “Bahçeli samimiyse buradan başlasın ve Erdoğan ile yol yürüyüp yürümeyeceğini tespit etsin. Sayın Bahçeli sözlerinin arkasında duracak bir er midir, yoksa bir taktik mi yapıyor, göreceğiz” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının devamında Davutoğlu, Bahçeli’ye “Evet ortada bir siyasi etik ve ahlak faciası var ve siz de bu facianın seyircisi değilsiniz, en önemli iki aktöründen birisiniz, kenara çekilip de sütten çıkmış ak kaşık gibi davranamazsınız. Güç kullanmak gerektiğinde İçişleri Bakanı’nın arkasında durup Bakanı orada tutabiliyorsunuz” sözleriyle yüklendi.

Davutoğlu’nun konuşmasından satır başları şu şekilde:

Bir ayı geçkin süredir, bir çok iddia gündeme atıldı. Siyaset-mafya-medya ilişkilerinde birçok iddialar, gerçekler ortaya saçıldı, döküldü. İddialar olur, ama esas iddiaları kalıcı kılan iddia sahibinin haklılığı değil, iddiaya muhatap olanların refleksleridir. Eğer ilk videodan itibaren Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere bu iddialara muhatap olan kesimler açık ve net bir dille "bunlar yalandır, iftiradır, delillerimiz de şunlardır" demiş olsalardı emin olun ikinci videoda bu tartışmalar bitebilirdi, o videolar izlenmezdi. Devlet adamı o kişidir ki konuşunca insanlara sükunet, huzur verir. Ve devletin gücünü o derece yanlış kullanan insanlar vardır ki konuştuklarında kriz çıkarır, huzursuzluk verir, nefret ve öfke hakim olur topluma. Maalesef Sayın Cumhurbaşkanı bu sefer sadece konuşarak değil, susarak da bir krize sebebiyet vermiştir. Devleti yönetirken başarıları sahiplenen kimse, hataları ve sorumlulukları da sahiplenmesi gereken odur. Sayın Cumhurbaşkanı sustu, izlemeye başladı. Bir lider izlemeye başlamışsa güç mücadelesini, kurtlar sofrası kurulmuşsa, bu şu demektir: Bakayım bu sofrada kimler yere düşecek, kim kimi yiyecek, sonra kalanla ben yeni hesap yaparım demektir. Bu yakışmaz. Cumhurbaşkanı bu iddiaların yanlış olduğunu düşünüyorsa İçişleri Bakanı ve Binali Yıldırım'ı yanına alıp "Bunlar benim arkadaşlarım, ben bunlara kefilim, bu iddialar yanlıştır ve gereği de yapılacaktır" diyerek tartışmalara nokta koyabilirdi. Ama yapmadı.


GÜMRÜK BELGESİ İDDİALARINIZI DOĞRULAMAZSA ŞÜPHE YOĞUNLAŞIR

Sayın Yıldırım'ın oğluyla ilgili iddialar ortaya atıldığında -bu iftira da olabilir, ben doğru veya yanlış demiyorum- sadece muhatapların tepkisinin nelere yol açtığını herkese göstermek istiyorum. Bir Başbakan ayaküstü, reşit olan oğlunun adına açıklama yapmaz. Oğlu orada, iddia onunla ilgili. Oğlu çıkar der ki 'Ben Venezüela'ya şunu götürdüm, şunu yaptım, işim de şudur, biletlerim şudur' bu kadar, net, açık ve berrak bir şekilde. Eğer bu kadar büyük bir servetin üzerinde oturan işadamı kendisi konuşmayıp onun yerine siyasi güç sahibi babası konuşuyorsa insanların içinde şüphe başlar. 'Demek ki siyasi güçle susturulmak isteniyor' şüphesi başlar. Elinde dökümanlarla, basın toplantısı yapıp 'Evet Venezüela'ya gidilmiştir, gümrük belgeleri şudur, şunun için gidimiştir' açıklar ve herkes de soru sorar. Ve o basın toplantısından çıktığında insanlar der ki 'Evet bu iddialar yanlış.' Ama ayaküstü Venezüela'ya maske ve test kiti götürdü deyip de gümrük belgesi çıkmazsa şüphe yoğunlaşır.


İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN GÖRÜNTÜLERİNİ YAYINLAYIN, TARTIŞMAYI BİTİRİN!

İçişleri Bakanı, hemen her videoda adı geçiyor. İçişleri Bakanı şu anda aktif görevde ve deniyor ki suçlanan bir iş adamını çağırarak, uyararak yurt dışına gitmesi sağlanıyor. Bu anayasal bir suçtur, yargıdan insan kaçırmaktır, insan kaçakçılığıdır. Ve iddia sahibi diyor ki İçişleri Bakanlığı'nın görüntüleri yayınlansın. Yayınlayın, bitirin tartışmayı! İddia sahibinin kimliği ve kişiliği önemli değil burada, yanlış da olabilir bu iddialar, sizin ne yaptığınız önemli. Yapmadılar. Bile isteye yapmadılar. İlk iddia çıktığında 'belki doğrudur' diyenler, muhatapların reflekslerine bakarak bir müddet sonra 'büyük ihtimalle doğrudur' demeye başlıyorlar, sonra 'kesinlikle doğrudur' demeye ve sonra da 'sonraki videoda başka neler diyecek?' diye merak etmeye başlıyorlar. Bu, medyayı susturarak, kendileri de görmezden gelerek aşılabilecek bir problem değildir. Emin olun onlar adına hicap duyuyorum, devletim adına hicap duyuyorum. Biz devletin bu hale düşürülmesinden, itibar kaybetmesinden memnun olanlardan değiliz. Bu devlet bizim.


BAHÇELİ EN AZINDAN SİYASİ ETİK PROBLEMİ OLDUĞUNU TESPİT EDİYOR

Sayın Bahçeli bize karşı ağır hakaretlerde bulunmuş da olsa, Sayın Bahçeli, Sayın Erdoğan'dan bir adım öndedir. Çünkü en azından Sayın Bahçeli, "Bir Siyasi Etik Yasası'na ihtiyacımız vardır" demiştir. Başbakanlığımıza mal olan şeyi yeni fark etmiştir, bu da güzel. Erdoğan bunu da diyememiştir. Halen problem yok diyor ama ikna edici bir şey de söylemiyor, yapılan yollardan tünellerden bahsediyor. Yol yapmak, tünel yapmak vazifedir, bu millete borçtur. Her gün insanların başına kakılmaz. Bahçeli "Siyasi Etik Yasası'na ihtiyaç var" diyerek en azından bir siyasi etik problemi olduğunu tespit ediyor.


CUMHUR İTTİFAKI İÇİN BU ANDAN İTİBAREN BİR SINAVDADIR

Evet Sayın Bahçeli, ortada bir siyasi etik ve siyasi ahlak faciası var ve siz bu facianın seyircisi değilsiniz, en önemli iki aktöründen birisiniz. Kenara çekilip de sütten çıkmış ak kaşık gibi davranamazsınız. Güç kullanmak icap ettiğinde İçişleri Bakanı'nın arkasında durup bakanı orada tutabiliyorsunuz. Siyasi Ahlak söz işi değil, hal işidir. Devlet adamı o kişidir ki, haliyle örnek olur, liderlik yapar. Ahlakçı değil, ahlaklı olmak lazım. Sayın Bahçeli 'Siyasi Etik Yasası' diyerek ne yapmak istiyor? Cumhurbaşkanı dürüstse bana verdiği cevabı ona da vermesi gerekiyor. "Sayın Bahçeli, İlçe Başkanı bile bulamayız" demesi lazım ve iplerin kopması lazım. Ya Bahçeli samimi ve gerçekten Siyasi Etik Yasası çıkarmak istiyor, o zaman buradan başlasın ve Sayın Erdoğan'la yol yürüyüp yürümeyeceğini tespit etsin. Ya da Siyasi Etik Yasası'nın onun yumuşak karnı olduğunu biliyor ve Sn. Erdoğan'ı köşeye sıkıştırmak istiyor. Bakalım hangisi? Göreceğiz. Cumhur İttifakı bu andan itibaren bir sınavdadır. Sayın Bahçeli sözlerinin arkasında duracak bir er midir, yoksa bir taktik mi yapıyor göreceğiz.


TARİHİMİZDE BÖYLE BİR YOLSUZLUK GÖRÜLMEMİŞTİR

Siyasi Etik Yasası'na göre devlet gücünü kullanan kişi, aynı anda o görevle çıkar çatışması yaşayan bir işi yapamaz. Bu kritere göre Milli Eğitim Bakanı, Sağlık Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı başta olmak üzere birçok ismin hemen görevden ayrılması gerekiyor. Ve tabii Ruhsar hanımın da dosyasının açılması lazım. Türkiye'de çok yolsuzluk türleri görülmüştür de bir Bakanın kendi şirketi üzerinden bakanlığa fahiş fiyattan mal sattığı ancak bu iktidarın döneminde görülmüş bir şeydir. Hiç görülmedi böyle bir şey. Bir tarafta sağlık çalışanlarımız seferberlik halinde bir harp yürütürken birileri dezenfektan üzerinden zengin olmuşsa, açık ve net söylüyorum, Ankara'da İstiklal Savaşı yürütülürken İstanbul'da savaş zengini olanlardan daha adi, daha alçaktır. Kim olursa olsun, bunun dosyasını kapatanlar da aynı suçun içindedir. Sayın Cumhurbaşkanı bir de teşekkür etti. Milletin dezenfektan ihtiyacı var, ben bunu Bakanlık üzerinden alayım, fahiş fiyata satayım. Bu cesareti nereden buluyorlar? Çünkü artık iklim bozulmuş.


KANAL İSTANBUL’UN YAPIM İHALESİ YOK, SUÇ İŞLİYORLAR

Sayın Cumhurbaşkanı Kanal İstanbul için "temel atacağız" diyor. Daha önce de açıkladım, yapım ihalesi yok, atılan temel suçtur. Şimdiden söylüyorum, yarın bir gün bu defterler açıldığında buna imza atan bütün bürokratlar, ilgili şirketler suç işliyor şu anda. Bu beğenmediğimiz İhale Kanunu bile diyor ki, "Eğer mahiyet değişirse ya da değer %20'den fazla artarsa yeni ihale yapılmak zorundadır" Yeni ihale yapılmıyor, eski bir deplase ihalesi üzerinden firmaya bu veriliyor. Burada açık bir suç var. Bütün sivil toplumu, bütün İstanbulluları, bütün milletimi bu akıl almaz yolsuzluk projesine karşı direnmeye çağırıyorum. İstanbul kimsenin çiftliği değil. "Kanal'ın iki yanına iki şehir kuracağız" demek, "İstanbul'u katledeceğiz" demektir.


BAHÇELİ ‘SANA HER İFTİRAYI ATALIM AMA SUS’ DİYOR, SUSTURAMAZSINIZ!

Bahçeli, ketumiyet gerektirir devlet demiş. Ama devlet aynı zamanda şeffaflık gerektirir. Ketumiyetten anladığınız Erdoğan ile çay sohbetlerinde konuştuklarınızın dışarı çıkmaması. Halbu ki tam da milletin kaderiyle ilgili siyasi görüşmelerinizin bilinmesi lazım. Benim ketumiyetten anladığım; milletin ali menfaatleri gerektirdiğinde canım pahasına o konularla ilgili meseleyi yüreğimde tutmaktır. Ve ben bunu yaptım, herkes şahittir. Hatta iftiralara, hakaretlere rağmen yaptım. Bahçeli aslında bana şunu demek istiyor: Biz sana her türlü iftirayı yapacağız, her türlü hakareti yapacağız, olmamış olayları olmuş gibi anlatacağız, olmuş olayları gizleyeceğiz, sen ketumiyet adına susacaksın. Yok öyle şey Sayın Bahçeli! İçişleri Bakanı da böyle düşündüğü için bana hakaret etmeye kalktı, çünkü 'Nasılsa biz ona söyleriz, o da devlet adına susar' diye düşündü. Devlet adına da, millet adına da sustum, ama devlet adına da, millet adına da konuşurum, hiçbir şekilde susturamazsınız! 'Ketumiyet' dersini onlara biz veririz. Bahçeli diyor ki "Bir müddet önce beraber olduğu arkadaşlarına şimdi en ağır eleştirileri yapan..." Orada bir dur! Miting meydanında Erdoğan'a yağlı urgan fırlatan kimdi? Erdoğan'ın sana ağzıma almayı düşünemeyeceğim sözleri sarf etmesi kimle kim arasında yaşandı?