Gündeme dair değerlendirmelerde bulunmak üzere kameralar karşına geçen Davutoğlu, son dönemde ortalığı çalkalayan rüşvet iddialarına ilişkin dikkat çeken yorumlar yaptı.

Firari iş adamı Sezgin Baran Korkmaz ile adı geçen bazı gazetecilerin arasında geçtiği öne sürülen rüşvet pazarlıklarıyla ilgili olarak  “Ortada resmen kan ile kurulan bir kurtlar sofrası var. Eğer ortada birlikte kurulan bir düzen, gayri meşru ilişkiler söz konusu olmasa çıkıp yalanlamaları işten bile değildi. Eğer ortada demokratik bir hukuk devleti olsa, araştırma soruşturma komisyonu derhal kurulurdu” ifadelerini kullanan Gelecek Partisi lideri, yozlaşmanın kaynağı olarak ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini işaret etti.

Rant savaşlarını size beka mücadelesi diye yutturmaktalar

Her hafta olduğu gibi gündeme ilişkin gelişmeleri değerlendirmek için kameralar karşısına geçen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu,  “Beka sorunu, bizzat bu ucube cumhurbaşkanlığı sisteminin yarattığı cendere” dedi.

Gündemi sarsan rüşvet iddialarıyla ilgili “Onlar istiyorlar ki, sizler hep korkular içinde kalın, beka sendromundan hiç çıkamayın ki onlar da gemilerini yüzdürebilsinler. Onlar istiyorlar ki, onlar hakkı, hukuku, adaleti çiğnesin, kurumları tarumar etsin, yandaşlarının ceplerini doldursun, ama sizler korkularınız içinde sessiz kalın” diye konuşan Gelecek Partisi lideri, “Beka sorunu, bizzat bu ucube cumhurbaşkanlığı sisteminin yarattığı cendere” diye konuştu.

Onlar ganimeti paylaşırken, sizlerin bunu ülkenin bekası için zorunlu bir paylaşım olduğunu düşünmenizi istiyorlar

İktidarın artan yoksulluğa kayıtsız kaldığını ve milletin anlatılan hikayelere inanmasını istediğini söyleyen Ahmet Davutoğlu, iktidarı beka sorununun bizzat kendisi olarak tanımladı.

Davutoğlu, “Gayrı meşru yollarla elde ettikleri servetleri “Emanete hıyanet” olarak değil, güç elde etme yolunda ganimet olarak görün! Evet, onlar ganimeti paylaşırken, sizlerin bunu ülkenin bekası için zorunlu bir paylaşım olduğunu düşünmenizi istiyorlar. Bu ganimeti ceplerine değil, düşmanla mücadele için harcadıklarını düşünmenizi istiyorlar” ifadelerini kullandı.


Keşke sadece birbirlerinin otellerine çökseler

Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

Keşke sadece birbirlerinin otellerine, marinalarına çökseler; Keşke sadece birbirlerinden rüşvet isteseler, keşke sadece bu kirli çarkın içinde olanlar zarar görseler bu olan bitenden. Maalesef öyle olmuyor. O tamahkarlık sınır tanımıyor. O tamahkarlık İkizderelerde olduğu gibi, dağlara, tepelere, taşlara, göl kenarlarına da çöküyor. Halkın özel mülküne de el atıyor. O tamahkarlık size enflasyon, hayat pahalılığı, faiz olarak dönüyor. O tamahkarlık size 2820 TL ile geçinmenin imkansız olduğu, yoksulluk sınırının 9000 TL’nin üzerinden olduğu bir ülke olarak dönüyor. Tarlasını ekmeye çalışana pahalı mazot, gübre, girdi olarak dönüyor. Çiftçi ürününü yollara, derelere döküyor; aldığı destek de kur artışı karşısında pul oluyor. Vatandaş çarşıda, pazarda sebze-meyve alabilmek için kapanış saatlerini bekliyor. Keşke bunların dünyalık hırsları sadece kendilerine zarar verse. Bizde dönüp “Neyi paylaşamadıysanız gözünüze dizinize dursun, gözünüzü toprak doyursun” diyebilsek ama öyle değil. O tamahkarlık, çiftçinin traktörünü haczederken acımasızca karşımıza dikilirken, halkın 750 milyon dolarını medyaya peşkeş çekerken olabildiğince bonkörleşebiliyor. Farkı şu; Çiftçiyi ağlatırken gözönünde olan tamahkarlık, yandaş işadamını güldürürken gizlenmek zorunda kalıyor! 


Kurdukları bu düzeneğin detayları, ancak içlerinden birine kazık atıldığında öğrenilebiliyor

Gazetecilere kadar sıçrayan rüşvet iddialarını ‘klikler arası rant savaşı’ olarak niteleyen Davutoğlu, bunun beka mücadelesi olarak yutturulduğunu ifade ederek “Kendi aralarındaki “tamahkarlık” yarışının adını beka savaşı koymuş bunlar! Önce siyasal çıkar denklemini kurdular; sonra da bu denklemi ayakta tutacak olan rant paylaşımını kurguladılar. İsimlerini öğrendiklerimiz rant mücadelesinin vekalet savaşçıları. Ülkede doğru düzgün bir hukuk düzeni, bir yargı sistemi olsa, bu aracıların arkasındaki güçleri de öğrenmek işten bile değil” şeklinde değerlendirmede bulundu.


Ortada resmen kan ile kurulan bir kurtlar sofrası var

Davutoğlu, sözlerine şöyle devam etti: Ortada resmen kan ile kurulan bir kurtlar sofrası var. Eğer ortada birlikte kurulan bir düzen, gayri meşru ilişkiler söz konusu olmasa çıkıp yalanlamaları işten bile değildi. Eğer ortada demokratik bir hukuk devleti olsa, araştırma soruşturma komisyonu derhal kurulurdu. Eğer ortada günahkarlar olmasa, suça ortak olmadıkları için “hayır biz orada değildik” demeleri o kadar da zor değildi! Elleri temiz olsaydı, dertleri hukuk devleti olsaydı, bu ifşaatlardan ötürü memnun olurlar, devletin içindeki urları temizlerlerdi!


Hani çadır devleti değildik ?

Son dönemdeki iddialarla ilgili yargının harekete geçmediğine dikkat çeken Ahmet Davutoğlu, “Hani çadır devleti değildik” derken şunları kaydetti: “Onurlu bir savcı, davasından bir gün önce, nasıl olup firma sahibinin ofisindeki doğum günü partisine katılır?” diye yeri göğü inletirlerdi! O adamın oteli tankla basmaya nasıl cesaret edilebildiğini, arkasında kimlerin olduğunu araştırırlardı! Eldeki devlet gücüyle de bir ‘Temiz Siyaset Reformu’ yapmaları işten bile değildi. Nitekim bütün güç ellerinde. Bütün kurumlara hakimler. Kim engel olabilir ki bütün bu süreçlere? Öyle ya; Hani bakkal yönetmiyorduk, hani çadır devleti değildik, hani Muz cumhuriyeti değildik?


10 milyon Euro rüşvet iddiasının muhatabı gazeteciyi sorgulayabilecek savcı mı bıraktınız ülkede?

Davutoğlu, konuşmasına şu şekide devam etti:

10 milyon Euro rüşvet iddiasının muhatabı gazeteciyi sorgulayabilecek, re’sen soruşturma başlatacak, o kliğin kimlerden oluştuğunu araştıracak savcı bıraktınız mı bu ülkede? Bu iddialar hem İçişleri hem de Adalet Bakanlığını itham altında bıraktığı halde hepsi lal kesilmiş durumda. Hepsi sus, pus. Öyle ya, bunca iddia var ama Meclis bir araştırma-soruşturma komisyonu kuramıyor. O komisyonun sağlıklı işleyebilmesi için İçişleri Bakanı görevden alınmıyor! Aksine, “kulağının üstüne yat, artık konuşma” talimatları veriliyor. Şimdi hangi savcı çıkıp; “Kara para aklayanlar İçişlerine Bakanlığına çağrıldı mı, bilgilendirilip memleketten kaçışı sağlandı mı” diye soruşturabilir ki? Memleketin tek elden yönetildiği için, kimsenin aklına Adalet Bakanına çağrı yapmak da gelmiyor! Şu acze bakın, memleketin içine düştüğü şu garabete bakın! Hangi birine yanalım? Hukuk devletinin üzerine beton dökülmesine mi? Adalete ters kelepçe takılmasına mı?  Güvenliğimizin 28 Şubat artıklarının eline teslim edilmesine mi?


O Allah’tan korkmaz kuldan utanmazların devlet içindeki ortakları ortaya çıksınlar diye soruyoruz!

Bir tarafta, kanser hastası olduğu halde cezaevinden çıkamayan insanlar, diğer tarafta, abuk subuk kriterle insanların kurban seçildiği kaos ortamlarında ceplerini dolduran fırsatçılar, gerilim simsarları ve pandemi döneminin savaş zenginleri. Bir tarafta, mafyayla ilişkileri olduğu iddia edilen siyasetçi, yargı mensubu, bürokratlar görevlerine devam ederken; diğer tarafta, bir haber paylaştığı için aylardır hukuksuzca hapsedilen İnsan hakları savunucuları. O yüzden unutturulmak, yokluğa mahkum edilmek istenen bu pisliğin hesabını soracağız. Cevaplamayan hukuk tanımazların kabusu olmaya da devam edeceğiz. 15 Temmuz'dan kısa süre sonra şehir şehir dolaştırılan, "vatan-millet-sakarya" diyerek nice hukuksuzlukların üzerinin örtülmesini "dava şuuru" diye halka yutturan, itiraz edenlere de "kripto, hain" diye bağırmaktan boğazları şişen utanmazların geçim yollarını sorgulama adına soruyoruz. O mafyalara kimlerin, niçin vatandaşlık verdiği ortaya çıksın diye soruyoruz. MASAK ve Çevre Şehircilik Bakanlığındaki bürokratların, kimler tarafından “FETÖ’cülük ithamı”yla teslim alındıkları, hangi şantajların konusu oldukları ortaya çıksın diye soruyoruz. O arlanmazların; o Allah’tan korkmaz kuldan utanmazların devlet içindeki ortakları ortaya çıksınlar diye soruyoruz! Hepsinden önemlisi, ABD ile Türkiye’nin iade yarışına girdiği Sezgin Baran Korkmaz’ın başımıza açacağı dertler adına soruyoruz!


İçişleri Bakanının zihni belli ki başka sorunlarla meşgul!

Geçtiğimiz günlerde İzmir HDP binasına yönelik saldırıda hayatını kaybeden Deniz Poyraz’a rahmet dileyen Gelecek Partisi lideri, AK Parti Hani İlçe Başkanlığına düzenlenen saldırıya da dikkat çekti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun sessizliğini koruduğunu hatırlatan Davutoğlu, “Geçtiğimiz hafta HDP İzmir İl Binasına dönük, toplumsal barışımızı tehdit eden bir terör eylemi gerçekleştirildi. Hemen ardından AK Parti Diyarbakır Hani İlçe tekilatına Molotof kokteyli atıldı, orası da kundaklanmak istendi.  Ülkenin güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı, bırakın olayla ilgili açıklama yapmayı, bu saat oldu, daha bir kınama mesajı bile yayınlamadı. Belli ki zihni başka sorunlarla meşgul. Ya sayın Erdoğan? Ülkenin cumhurbaşkanı olarak, böylesi vahim bir hadiseyi gerçekleştiği saniyeler içerisinde kınamamak neyin göstergesidir? Bu kınamayı, bir gün sonra, partisinin Antalya teşkilatındaki konuşmasına bırakmak bir sorumsuzluk örneği değil de nedir?” sözleriyle iktidarın tutumunu eleştirdi.

Davutoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ ve İYİ Parti lideri Akşener’e yönelik saldırıların cezasız kalmış olmasının bu saldırılara zemin hazırladığını dile getirdi.


Kanal İstanbul’a bulunan kaynak EYT’liye niçin bulunmaz?

Bir başka konu da EYT’liler, yani Emeklilikte Yaşa Takılanlar meselesi. Bu konuda da geçtiğimiz hafta EYT Dernekleriyle birlikte parti olarak basına açık geniş bir toplantı gerçekleştirdik. Bildiğiniz üzere EYT mağduriyetleriyle Gelecek Partisi’nin kurulduğu ilk günden itibaren ilgilendik. Mağdurları dinledik, onlarla görüşmeler yaptık. Biz baştan bu yana, EYT mağduriyetleri için bütçe imkanları ve şartların  bahane edilemez olduğunu söyledik. İstanbul'u felaketle karşı karşıya bırakacak olan Kanal İstanbul'a kaynak bulup insanların onurlu bir yaşam sürmeleri için nasıl bulunamaz? Kullanılmayan yol ve havalimanlarına milyarlarca dolarlık garantiler verilirken, yandaş medya finansmanı için kamu bankasının yüz milyonlarca lira zararına göz yumulurken, bürokratlara bol sıfırlı maaşlar bağlanırken emeklilik hakları için asgari bir çözüm bulamamak mümkün müdür? Beş milyonun üzerinde vatandaşımızın sorunlarına çözüm bulmak tercih değil zorunluluktur. Çözümlerimizi 5 madde halinde kamuoyuyla paylaştık. Buradan bir kez daha şunu belirtmek istiyorum ki, EYT meselesinin bütçeye getireceği yük, (EYT mağdurlarının yapacağı harcamalardan sağlanacak ilave vergi gelirleri ihmal edilse bile) milli gelirin sadece binde sekiz ile binde onu arasında olacağını hesapladık.