Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 83 yıl önce bugün saat dokuzu beş gece bedenen aramızdan ayrıldı. Devrimleri, fikirleri ve aziz hatırası hâlâ yaşıyor ve ebediyen yaşayacak!

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, hayatını ülkesine adadı. Bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti için gece gündüz çalıştı… 1938 başında karaciğer hastalığı teşhisi konulduğunda, doktorlar istirahat etmesini söylese de o, vatanı ve milleti için çalışmaya bir dakika bile ara vermedi. Rahatsızlığını, ağrılarını umursamadan, dil ve tarih çalışmaları yaptı. Hatay sorununun çözümü için uğraştı.

BİR MİLLİ KAHRAMAN

Falih Rıfkı Atay, zorlu geçen o günler için “Atatürk, bizim elimizden, yirminci asrın en büyük milli kahramanı milletin elinden, bir büyük deha insanlığın elinden gidiyordu…” diyordu.

Arzusu, Cumhuriyet'in ilanının 15. yılında Ankara'da milletinin yanında olmaktı. “Ankara'ya gideyim, ne olacaksam orada olayım” diyordu… Ancak mümkün olmadı. 29 Ekim günü, Dolmabahçe Sarayı'nda, yanındakilere, “Ah, Ankara'ya gidemedik…” diye yakınıyordu.

Son 10 günde hastalığı çok ağır seyretti. Genellikle kendinde değildi. Süt, pirinç suyu ve meyve sularından oluşan menüden yemeye çalışıyordu.

8 Kasım 1938…

Atatürk çok ağır bir nöbet geçirdi. Bir ara gözlerini açtı, “Aleykümselam” dedi. Bu, son sözleri oldu.


TÜM YURTTA MATEM

10 Kasım sabahı…

Herkes Atatürk'ün yanındaydı… Çaresizlik ve üzüntü içinde bekliyorlardı. Hasan Rıza Soyak, Kılıç Ali'ye şöyle dedi: “Kılıç bak, koskoca bir tarih göçüyor.”

Atatürk yanındakilere son kez o güzel mavi gözleriyle baktı. Herkes ağlıyordu. Başını yana çevirdi, gözleri kapandı. Son nöbet defterine şu satırlar yazıldı: “Saat 09.05'te vefat etmiştir.”

O gözlerini hayata kapadığında, tüm ülkede matem vardı. Tek duyulan, Ata'sına sevgiyle bağlı bir ulusun gözyaşlarına karışan hıçkırık sesleriydi. Bizlere emanet ettiği bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nde, fikirleri, devrimleri ve aziz hatırasıyla hâlâ yaşıyor ve sonsuza dek yaşayacak.