Gelecek Partisi Sözcüsü Serkan Özcan, düzenlediği haftalık basın toplantısında partisinin gündeme ilişkin görüş ve önerilerini kamuoyu ile paylaştı.

Gündeminin birinci sırasında 15 Temmuz hain darbe girişiminin yıl dönümü bulunan Özcan, konuşmasına 15 Temmuz Şehitlerini rahmetle yad ederek başladı.

15 Temmuz sonrası adına “Beka siyaseti” denen otoriterlik ile bir OHAL rejimi inşa edildiğini söyleyen Özcan, evrensel hukuk normlarının lime lime edildiğini ve karşımıza bir tek adam rejimi ile otoriter yolsuzluk düzeni çıkarttığını söyledi.

Türkiye’de sivil ölümlerin bir “vakay-ı adliye” haline geldiğini belirten Özcan, “Aileleriyle birlikte milyonlarca mağdur oluştu. Mala mülke çökme fırsatları oluştu. Savaş ikliminin karaborsacıları gibi akbabalar her yana dağıldı. Ülkenin Hazine’si ve Merkez Bankası boşaltıldı. Yoksulluk ve yolsuzluk kardeş kavramlar haline geldi. Ev hanımları terörden yargılanırken, koskoca bir toplumu hem yargının, hem ekonominin cenderesine koydular. Yolda buldukları kifayetsiz muhterislerle, siyasi ahlaktan yoksun kadrolarla yeni bir gemi inşa ettiler. Artık o gemi her yerden su aldığı için, nasıl yapsak da battığımız anlaşılmasa diye kırk takla atıyorlar. Hangi yüzle olduğu bilinmez ama halktan destek talep ediyorlar” dedi.

Serkan Özcan’ın açıklamalarından bazı satır başları şu şekilde:

Şimdi de çıkıp bu ucube rejimin ömrünü uzatmak için Diyarbakır yollarına düştüler. Ucube Cumhurbaşkanlığı sistemini kurdukları günden bu yana, yani tam 2,5 yıldır gitmedikleri Diyarbakır'a gittiler. Diyarbakır neresi? Milyonlarca insanın seçme ve seçilme hakkının elinden alındığı şehir. Milyonlarca vatandaşın oylarının, seçme haklarının ve seçilme haklarının yok sayıldığı yer. Her hangi bir demokrasi de ülkenin başındaki insan böylesi bir şehre gitmekten hicap eder. Belli ki iktidar bir kez daha, Kürtlerin oyuna muhtaç olduğunu anlamış. O oyları alamadan iktidarını sürdüremeyeceğini hatırlamış! O zaman öyle söylesenize. Lafı eveleyip gevelemeye, oraya buraya çekiştirmeye ne gerek var? “Acaba Kürt halkına yeniden ümit pompalayıp gönüllerini çelebilir miyim” diye kırk takla atıyoruz desenize?


O KİBİR NARALARINI SİZE KİMİN ATTIRDIĞINI DÜŞÜNÜN!

Diyarbakır’da bugün kurduğunuz cümleleri paylaşan niceleri hakkında, dosyalar açıldığını biliyor musunuz? O sözlerin bir kısmını zikrettiği için insanların mahkûmiyetler aldığına dair bilginiz var mı? Hala bu halkın "Çözerse Erdoğan çözer" falan dediğini mi düşünüyorsunuz gerçekten? Dün “ihanetle” suçladığınız Barzani’yi bile yardıma çağırdığınıza bakılırsa, durum vahim, ama artık eski ezberlerle bu çürük gemi yüzmez! Kürtlerin oyunu alamayanın Cumhurbaşkanı olamayacağını sağır sultan biliyordu da, siz neden tersine hareket ettiniz, bir sorun kendinize! O ne işe yaradığı bilinmez kibir dolu naraları, kim, neden attırdı sizlere bir düşünün.


SÖZDE TAVİZLERLE KAN KAYBINI DURDURACAĞINIZI MI SANIYORSUNUZ?

6 milyonun seçme hakkını gaspetmişsiniz, belediyelerine hukuksuz kayyımlar atamışsınız ama hala yürek avlama derdindesiniz. Önce sahici olun, samimi olun. Daha düne kadar size Kürt halkının sorunlarını getirenleri "Kürt sorunu yoktur" diye azarlamıyor muydunuz? Hala “Kürt Sorunu” bile diyemiyorsunuz! Kürtlerin bir kaç doğuştan kaynaklanan hakkını teslim edip, ağızlarına bal çalmaksa niyetiniz, bu halkın bu oyunlara karnı tok. "Çözüm sürecini ben bitirmedim" diyerek neyin mesajını veriyorsunuz halka? Kim bitirdiyse bitirdi! Kürt seçmenler için yeni ve alternatif bir siyasi alan açarak, yeni bir tartışmayla kafalarını karıştırıp, geçen yıllarda yapıp ettiklerinize hak verileceğini mi düşünüyorsunuz? İçinde 6 milyon oy almış HDP’nin olmadığı mini reformlar yapıp, halka elma şekerleri uzatıp, sözde çeşitli tavizler verip, kan kaybını durduracağınızı mı zannediyorsunuz?


DİYARBAKIR’A SÖZÜMÜZ OLSUN!

Diyarbakır’a, gerçek Diyarbakır’a ve gerçekten Diyarbakır’a gitmek istiyorsanız Ankara’dan arabanıza bineceksiniz ya da bir otobüse binip gideceksiniz. Diyarbakır’a varana kadar her şehrin girişinde durdurulacaksınız, bazen kim olduğunuz sorgulanacak bazen arabanız aranacak, Elazığ’da başka bir ülkeye giriyormuş hissi veren gümrük kapısı büyüklüğündeki güvenlik noktasında “kardeşim beni Kayseri’de, Pınarbaşı’nda, Gürün’de, Darende’de, Malatya’da zaten durdudular, şimdi ne istiyorsunuz diyeceksiniz. Arabalara doğru çevrilmiş silahlı zırhlı araca çoluk çoğunuzla bakarken aranıp taranıp Diyarbakır’a gireceksiniz. 1990’lar manzaraları. Sayın Cumhurbaşkanı bir ülkenin şehrinin girişlerinde beton bariyerler varsa o şehirde demokrasi o ülkede huzur yoktur demektir. Beton bariyerlerin olduğu yerde refah olmaz. Beton bariyerlerin olduğu yerde insan hakları olmaz. Diyarbakır’a bizim sözümüz olsun: Bütün hukuk dışı uygulamaları, insan hakları ihlallerini, seçme ve seçilme hakkının gaspını beton bariyerleri yıkıp attığımız gibi kaldıracağız.


BU ZİHNİYETLE NEYİN ÇÖZÜMÜNÜ SAĞLAYACAKSINIZ?

Sayın Cumhurbaşkanı daha Diyarbakır’da kurduğu cümleleri bitirmemişken, Ayhan Bilgen’e sadece destek amaçlı bildiri okuyan 17 kişiye, “salgın tedbirlerine muhalefet” iddiasıyla 3’er yıl hapis istendi. Kurdun kuzuyu yemeye bahanesi mi yok? İyi de bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Bu yargı bürokrasisini ıslah etmeden, Diyarbakır’a bindirme kıtalarla çıkartma yapmanın anlamı nedir? HDP’yi Türkiyelileşmeye davet eden bir insana dahi tahammül edemeyen bir zihniyetle, siz neyin çözümünü sağlayacaksınız?


OHAL’İ SÜREKLİLEŞTİREN YASA TASARISINI DERHAL GERİ ÇEKİN!

31 Temmuz’da süresi dolacak olan, 15 Temmuz sonrası OHAL uygulamalarını 3 yıl daha uzatırken, bu ülkeye yalancı ümitler pompalamanın anlamı var mı? Toplu suçlarda gözaltı süreleri 12 güne kadar uzatılırken, şirketlere yargı kararı olmaksızın kayyum atanabilirken, 250 bin kişinin canını yakmak, ocağını söndürmek yetmemiş olacak ki, mahkeme kararı olmadan kamudan ihraçlara izin vermeye devam ederken, OHAL yetkilerinin uzatılmasına değil, hukuk devletinin etkinleştirilmesine ihtiyaç olduğu gün gibi ortada dururken, neyin çözümünü sunacaksınız bu millete? O yüzden, OHAL rejimini süreklileştiren bu yasa tasarısını da derhal geri çekmelisiniz!


İŞTE TRT YÖNETİM KURULU ATAMALARI...

Her konuda tam gaz, aynı tas aynı hamam süreç devam ediyor. İstanbul Havalimanı işletmecisi CENGİZ, MAPA, LİMAK, KOLİN ve KALYON Ortak Girişim Grubu’nun 5.8 milyar euroluk kredi borçları yapılandırıldı. Devlete olan geçmiş kira borçları zaten silinmiş, 2021 kiraları da yarı yarıya düşürülmüştü. Ne diyelim; darısı bir milyonun üzerindeki esnafımızın da başına. Birkaç bin kişilik mutlu azınlığa çalışan bir sistem icat ettiler. Liyakat, ehliyet hak getire, sadece sadakat bildireni beslediler. İşte TRT Yönetim Kurulu atamaları. İsim isim ortada. Hangi geçmiş tecrübeye, hangi emeğe binaen oraya atandılar bilen varsa beri gelsin. Ne kurumsal hafızaya saygı kaldı, ne de bürokratik tecrübeye hürmet. Dahası, siz ülkedeki istihdam rakamlarına kafa yormaya devam edin, medya trollerinin doymak bilmeyen istihdam iştahı, kör göze parmak sonuç almaya devam ediyor. Toplum nezdinde hiçbir itibarı kalmayanları kurumlarda istihdam ederek, üstelik 2-3 maaşlı kıyaklarla besleyerek toplumu daha da öfkelendirmekten başka ne yapılmış oluyor ki?


DEĞDİ Mİ SAYIN CUMHURBAŞKANI?

Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne üniversitenin geleneğine ve kültürüne aykırı şekilde 2 Ocak’ta kayyım olarak atanan Melih Bulu, kendisini atayan irade tarafından bir gece yarısı kararnamesi ile görevden alındı. Evet yanlıştan dönmek için 7 ay bekleyen Sn Cumhurbaşkanı’na sormak istiyorum. Değdi mi Sn Cumhurbaşkanı? Değdi mi ülkenin yüz akı bir üniversitesinin teamüllerini hiçe saymanıza? Değdi mi bilim üretmesi gereken üniversite hocalarını 131 gün boyunca okul bahçesinde protesto etmek zorunda bırakmanıza? Değdi mi yüzlerce öğrenciyi gözaltına aldırıp sicillerine işletmenize? Değdi mi her biri birbirinden değerli gençlerimizin umutlarını söndürmenize, ülkelerine olan inançlarını yok etmenize? Değdi mi anayasal haklarını kullanan vatandaşlarımızla polisi karşı karşıya getirip ülkenin huzurunu kaçırmanıza?


DEĞDİ Mİ MELİH BULU?

Siz de söyleyin Sn. Melih Bulu. Değdi mi onurlu ve sorumlu bir istifa vermeyip o koltukta oturmak uğruna ilim adamlığı haysiyetini hiçe saydığınıza? Değmedi elbette. Ama bakın bir şeye değdi. Farklıkların evrensel değerler ışığında bir araya gelindiğinde çatışma değil uzlaşma alanı olduğunu, meşru hak ve talepleri, bedeli ne olursa olsun demokratik zeminde kalınarak elde etmenin mümkün olduğunu, yüzünüze gülen kim olursa olsun sırtını dönen millet olduğu zaman en yüksek makamların bile anlamsız olduğunu göstermenize değdi. Daha baştan ortada olan bir adaletsizlik geç de olsa giderilmiş oldu. Ne diyelim! Onca ödenen bedelin, Harcanan zamanın ardından inşallah gelen gideni aratmaz. İnşallah TRT atamalarındaki gibi, sadık trollerden bir başka numune, üniversitenin başına musallat edilmez. Özerk ve özgür eğitimin oluşacağı günlere dek tek dileğimiz bu.